|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
TÜRKİYE' DE HIV/AIDSTürkiye'de ilk AIDS vakası 1985 yılında görüldü. Aynı yıl bir de taşıyıcı tespit edildi. Sonraki her yıl taşıyıcı ve AIDS vakalarının sayısı fiderek arttı. Aralık 2001 TC. Sağlık Bakanlığı verilerine göre ülkemizde 1325 HIV/AIDS vakası vardır. Bunların 404'ü AIDS basamağına ulaşmış, 921 kişiyse taşıyıcıdır. Ancak özellikle cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda kişilerin sağlık kurumlarına başvurmamaları ve kayıt sisteminin yeterli olmaması, bu sayının gerçekleri yansıtmadığını düşündürüyor. Türkiye'de HIV/AIDS vakalarına en sık20-49 yaşlar arasında arasında rastlanıyor. Cinsiyete göre dağılım erkeklerde %71.3, kadınlarda %28.7. Türkiye'de bulaşma yollarına göre HIV/AIDS vakaları incelendiğinde; %49.2'sinin heteroseksüel cinsel temas, %8.24'ünün damar içi madde kullanımı, %8.15'inin homoseksüel cinsel temas, %3.33 transfüzyon, %1.23'ünün anneden bebeğe geçiş, %0.88'inin hemofili ve %28.13'ününse büyük oranda eksik bildirimden ve bilinmeyenlerden kaynaklandığı görülüyor.
Türkiye'de HIV/AIDS Vakalarının Yıllara Göre Dağılımı
2002 Yılı UNAIDS Araştırma Raporu2002 yılı itibariyle Türkiye’nin nüfusu 69.7 milyondur.[1] Nüfusun yaklaşık olarak üçte ikisi (%70) kentsel alanlarda yaşamaktadır. Doğumda beklenen yaşam süresi 68.8 yıldır ve 6 yaşın üstündeki nüfusun yüzde 15’i okuma yazma bilmemektedir. Nüfusun yaklaşık yarısı 25 yaşın altındadır ve HIV/AIDS’in saldırgan etkilerine çok açık olan adölesan yaş grubunun oranı yüzde 19,5’tur. Evlilik Türkiye’de hemen hemen genel bir olgudur. İlk evlilik medyan yaşında sürekli bir artış gözlemlenmektedir, ki bu 25 – 49 yaş grubunda, erkekler için yaklaşık olarak 24 yaş, kadınlar için 19.5 yaştır. [2] İlk AIDS vakası 1985 yılında teşhis edilmiştir. Rapor edilen HIV pozitif ve AIDS vakalarının toplam sayısı 1985 – 2001 yılları arasındaki dönemde 1.325’e ulaşmıştır. Bu rakam resmi olarak rapor edilen 404 AIDS vakasını ve 921 HIV taşıyıcısını içine alır. 1985 ve 2001 arasındaki dönemde AIDS ile ilgili sebeplere bağlı 68 ölüm vakası bildirilmiştir.Başlangıçta rapor edilen vakaların yaklaşık olarak tamamı intravenöz madde bağımlıları, yabancılar, kan transfüzyonu yapılmış hastalar ve yabancı ülkelerden dönüş yapmış Türk işçileriydi.[3] 1990’ların ikinci yarısından itibaren bu tablo değişmeye başlamıştır ve rapor edilen vakalarda toplumun değişik kesimlerinden bireylerin de içinde yer aldığı hızlı bir artışın işaretleri gözlemlenebilir hale gelmiştir. Ancak, sürveyans sistemindeki ve sağlık bilgi ağındaki sorunlara bağlı olarak, resmi rakamlar vakaların gerçek sayısını yansıtmamaktadır. Aynı şekilde, vaka bildirim sistemi tanılanmış vakaların epidemiyolojik analizi için yetersizdir. Sifiliz, hepatit B – C ve HIV/AIDS gibi ihbarı zorunlu cinsel yolla bulaşan hastalıklar, en yüksek insidans oranlarına sahip CYBH’dır. Öte yandan, uzmanların tahminlerine göre HIV/AIDS vakalarının toplam sayısı, epideminin başlangıcından bu yana 7.000 ila 14.000 arasında değişiklik göstermektedir. Doğu Avrupa’daki pek çok bölgesel ülkeyle karşılaştırıldığında, bazı cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve HIV/AIDS insidans oranları büyük ölçüde düşüktür. HIV/AIDS vakalarının her 100.000 kişide 1.96 olan oranı gözönünde bulundurulduğunda HIV/AIDS’in ülkedeki son durumu, “nüfusun geneline sınırlı sızma ile erken safhada” olarak tarif edilebilir. Resmi olarak rapor edilen HIV/AIDS vakalarının büyük bir çoğunluğu 15 – 39 yaş grubunda kümelenmektedir. Bu, infekte bireylerin üçte ikisinin virüsle 20’li yaşlarında temas ettikleri anlamına gelmektedir. Rapor edilen vakaların arasında, heteroseksüel cinsel temas ana bulaşma yoludur. HIV pozitif vakalarının cinsiyete göre dağılımı, erkekler ve kadınlar arasında bir denge oluşacak şekilde değişmeye başlamıştır. 15 – 19 yaş grubunda HIV ile infekte çocukların üçte ikisini kızlar oluşturmaktadır. HIV vakalarında anneden bebeğe geçiş etkeninin payı yüzde 1,36’dır. Bununla birlikte, çocukların virüsü kapmalarının gerçek nedenlerini saptamak neredeyse imkansızdır. Birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de, bağışlanan kanların HIV antikorları yönünden rutin olarak taranması, kan transfüzyonundan veya kan ürünlerinden kaynaklanan infeksiyon riskini önemli ölçüde azaltmıştır (%3). Aşağıda sıralanan önlemler kan ve kan ürünleri kanalıyla HIV bulaşmasının önlenmesi için alınmıştır: Kan bağışı, kan almanın başlıca yoludur ancak ihtiyaç olduğu hallerde tanımlanmış ünitelerden ücret karşılığında alınabilir. Kan transfüzyonlarının güvenilirliğini garanti etmek için kan ticareti yasayla kesin olarak menedilmiştir. Kan ve kan ürünleriyle çalışan kurum ve kuruluşlar faaliyetlerini Sağlık Bakanlığı’nın kontrolü altında sürdürürler. Kan ürünleri üretim ünitelerinin kurulması ve yönetimi bakanlığın onayına bağlıdır. Kan donörleri her bağışta AIDS, hepatit B – C, sifiliz, vb. kan grup testlerinden ücretsiz olarak yararlanırlar. İntravenöz madde bağımlılarının kümülatif HIV pozitif vakaları içindeki payı yüzde 7,55’tir. Bu rakam Doğu Avrupa ve Orta Asya bölgesindeki HIV pozitif intravenöz madde bağımlılarının payıyla kıyaslandığında oldukça düşüktür. HIV pozitif olan intravenöz madde bağımlılarının büyük bir çoğunluğu erkektir. Resmi bildirimler ve epidemiyolojik araştırma sonuçları, Türkiye’de hiç bir bölgenin, HIV/AIDS dahil, cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı bağışıklı olmadığını göstermektedir. HIV/AIDS vakalarının büyük bir çoğunluğu, İstanbul, İzmir, Ankara, Antalya ve Bursa gibi Batı illerinin kent merkezlerinden resmi olarak rapor edilmiştir. İki nedene bağlı olarak HIV/AIDS vakalarının kırsal ve kentsel ayırımını bildirecek şekilde veri mevcut değildir: birincisi, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve HIV/AIDS resmi olarak il düzeyinde rapor edilmektedir ve ikincisi, vaka bildirimi ikamet edilen yerle ilgi detayları içermemektedir. Türkiye’de sentinel sürveyans alanları mevcut değildir ancak HIV sürveyans sistemi ülkede test yapılan bütün alanları kapsamına alır. Sistem, kan donörleri, kayıtlı seks işçileri, güvenlik birimlerince gözaltına alınan illegal seks işçileri ve kısa dönem bedelli askerler (yurtdışında yaşayan ve ülkede zorunluk askerlik görevini yerine getirenler) dahil olmak üzere, bazı risk grupları içinde infeksiyonun yayılımının izlenmesi için tasarlanmıştır. Bu sistem, HIV pozitif bireylerin yanısıra risk grupları için de sosyal destek programları mevcut olmadığından, bazı insan hakları ihlallerine sebep olabilmektedir. Serosürveyans sistemi içindeki bu gruplara ek olarak, ameliyat öncesinde HIV yönünden tarama rutin olarak bütün hastanelerde yapılmaktadır. Yanısıra, hamile kadınlar, kan testi yapılan hastalar, evlilik başvurusunda bulunanlar gibi çeşitli gruplar da son yıllarda sero sürveyans sistemine dahil edilmişlerdir. Sınırlı kaynaklara ve ortaya çıkan etik problemlere bağlı olarak, tarama programlarına eklenen yeni gruplar daha ileri boyutta sorunlara yol açacak gibi görünmektedir. Geniş kapsamına rağmen sürveyans sistemi, HIV infeksiyonunun ilerlemesinin sistematik olarak izlenmesini temin edecek yeterlilikten oldukça uzaktır. Sistemin başarısızlığı başlıca iki nedenden kaynaklanmaktadır: alandan, bilhassa özel sektörden güvenilir, güncel ve detaylı veri akışını sınırlayan yetersiz sağlık bilgi altyapısı ve merkezdeki yetersiz insan gücü sayısı ve uzmanlık. HIV/AIDS dahil olmak üzere, CYBI ve CYBH‘ın epidemiyolojisini araştırmayı amaçlayan bilimsel araştırmalar yetersizdir ve ulusal ve uluslararası donörler tarafından pek fazla desteklenmez. Bu sebeple genellikle ilgili alanları küçük bir coğrafi sahada yaşayan spesifik risk gruplarıyla sınırlıdır ve akademik personelin kişisel gayretleriyle yürütülmektedir. HIV testi, kamu ve özel sektör sağlık üniteleri ve bu alanda faaliyet gösteren bazı gönüllü kuruluşlar tarafından, ülkenin her yerinde yapılmaktadır. İlke olarak testler gönüllülük esasına göre ve gizlidir (isimsiz). Kan donörleri, kayıtlı seks işçileri, güvenlik birimlerince gözaltına alınan illegal seks işçileri ve kısa dönem bedelli askerlik yapanlar (yurtdışında yaşayan ve ülkede zorunluk askerlik görevini yerine getirenler) gibi nüfus grupları içindeki bireylere, ulusal sero sürveyans sistemi çerçevesinde sistematik olarak test yapılır. Diğer gruplara yönelik test prensiplerinde bir tekbiçimlilik mevcut değildir, uygulanma kurumsal, yasal ve kişisel anlayışla yönlendirilir. Örneğin, hamile kadınlara kamuya ait hastanelerde ve üniversite hastanelerinde HIV antikor testi yapılmasına karşın, bu özel hastanelerde rutin bir uygulama değildir. Cerrahi müdahale öncesi HIV antikor testi zorunlu görülürken, acil müdahaleler test yapılmadan da uygulanabilmektedir. Öte yandan, HIV antikor testi için başvuran bireylere test öncesi ve sonrası danışmanlık hizmetleri planlanmamıştır. Test öncesi ve sonrası danışma için yardımcı olabilecek eğitimli personel sayısı oldukça sınırlıdır. HIV pozitif tahlillerin doğrulanmasında ülke genelinde sekiz onay merkezi hizmet vermektedir. Zaman ve paradan tasarruf edebilmek ve kalifiye ve deneyimli insan gücü açığının üstesinden gelebilmek için, HIV pozitif serumlar ülkenin üç büyük ilinde bulunan onay merkezlerine sevkedilmektedir. Bu uygulamanın, örneklerin kirlenme ve kaybolma riski gibi dezavantajları olmasına rağmen uzmanlar, onay merkezlerinden ziyade test merkezlerinin sayısını artırma düşüncesini daha çok destekleme eğilimindedirler. Hem kamu hem de özel sektörde HIV antikor testi için alınan ücretler makul olmakla birlikte, ileri seviyede testlerin ve AIDS’in antiretroviral tedavisinde kullanılan ilaçların fiyatları ülkede yaşayan hemen herkes için oldukça yüksektir. Uygulamada bazı aksaklıklarla karşılanmakla birlikte, kamu sosyal güvenlik kurumları ve devletin sağlık yardımı programları, AIDS ile yaşayan bireylerin tedavileri sırasındaki her tür testin masrafını karşılamaktadır. Türkiye’de, antiretroviral tedavinin başlatılması ve takibine yönelik değerlendirme yapmak amacıyla CD4 seviyesinin tanımlanmasına yönelik bütün teknik olanaklar bulunurken, viral yük sayımı için kısmen yeterli olanaklar mevcuttur. Antiretroviral tedavi dünya standartlarına uygun olarak yapılabilmekte, ve prensip olarak herkes için antiretroviral tedavi devlet tarafından sağlanmaktadır. Bununla birlikte, sosyal güvenlik ve sağlık kurumları arasında çıkan bürokratik sorunlara bağlı olarak, tedavi yarıda kesilebilmektedir. Öte yandan devlet yetkilileri antiretroviral tedavinin finansmanının sürdürülebilirliği konusuyla çok ilgili değillerdir. Bir başka deyişle, önümüzdeki yıllar için devletin antiretroviral tedavinin masraflarının karşılanmasına yönelik bir finansal planı yoktur. [1] DİE ve DPT Nüfus Projeksiyon Tahminleri (1990 – 2010). Yayınlanmamıştır. HIV/AIDS’e Karşı Savunmasızlığı ve Duyarlılığı Belirleyici Faktörler
Türkiye’nin demografik, toplumsal ve ekonomik özellikleri, HIV/AIDS dahil olmak üzere, cinsel yolla bulaşan hastalıkların hızla yayılması için uygun bir zemin oluşturur. Genç ve son derece hareketli nüfus yapısı, düşük eğitim düzeyi, halkın bilinçli olmaması, yetersiz sağlık bakım sistemi, devlet yetkililerinin HIV epidemisinin kamu sağlığı açısından taşıdığı riski büyük ölçüde yadsımaları ve kayıtsız kalmaları, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve HIV/AIDS karşısında savunmasızlığı oldukça artıran başlıca faktörlerdir.
Turizm sektöründeki gelişmelerin beraberinde, özellikle Doğu Avrupa ve Orta Asya ülkelerinden gelen ziyaretçilerin sayısı da artmaktadır. Bu bölgedeki ülkelerin çoğu, dünyadaki en hızlı büyüyen HIV epidemisinin yanısıra cinsel yolla bulaşan hastalıkların yüksek oranlarından olumsuz etkilenmektedir ve seks işinden para kazanmak amacıyla önemli sayıda kadın bu ülkelerden Türkiye’ye gelmektedir. HIV epidemisine duyarlılıkla ilgili olarak, büyük kısmı batı Avrupa ülkelerinde olmak üzere yurtdışında sürekli yaşayan 3,5 milyon Türk vatandaşının ülkeye düzenli ziyaretlerinden de söz etmek yerinde olur.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklara ve HIV/AIDS’e karşı savunmasızlığı ve duyarlılığı artıran söz konusu faktörlere rağmen Sağlık Bakanlığı tedavi edici sağlık hizmetlerine daha yüksek öncelik tanımaktadır. Birinci basamak ve koruyucu sağlık hizmetlerine verilen önem oldukça sınırlıdır ve temel olarak, anne çocuk sağlığı ve aile planlaması konuları üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bölgeler arasında hem sağlık bakım altyapısı ve sağlık personelinin dağılımı, hem de hizmetlerin kalitesi açısından gözlemlenen önemli eşitsizliklere bağlı olarak, üreme sağlığı göstergeleri ülke genelinde büyük ölçüde değişiklikler göstermektedir. Sağlık kadrolarının mezuniyet öncesi, mezuniyet sonrası ve hizmet içi eğitimlerinin güçlendirilmesi yoluyla üreme sağlığı hizmetlerinin niteliğinin iyileştirilmesi ve HIV/AIDS dahil, cinsel yolla bulaşan hastalıklarla etkin bir biçimde ilgilenmelerini sağlayacak yeterliliğe ulaştırılması gerekmektedir.
Nüfusun, özellikle kadınların üreme sağlığı durumu, aynı gelişme düzeyindeki ülkelerle kıyaslandığında geridir. Yaşam beklentisindeki iyileşmeye karşın ana ve çocuk mortalite hızları hâlâ bölgesel ortalamaların altındadır. 1998 Nüfus ve Sağlık Araştırması’nın bazı bulguları, ülkede üreme sağlığının olumsuz durumunu belirtmek açısından anlamlı olabilir: istenmeyen gebeliklerin oranı yüzde 19’dur, hamile kadınların yaklaşık üçte biri antenatal bakım görmemektedir ve doğumların dörtte biri sağlık tesisleri dışında yapılmaktadır. Tüm doğumların beşte biri doktorun veya eğitimli sağlık personelinin yardımı olmadan gerçekleşmektedir. Gebeliği önleyici modern yöntemlerin kullanılma oranı düşüktür. Evli erkekler arasında kondom kullananların yüzdesi 11,4’tür.
Nüfusun sosyo–ekonomik özellikleriyle ilgili olarak, kırsal ve kentsel alanlar ve bölgeler arasında da önemli eşitsizlikler gözlemlenmektedir. Bölgeler arasında mevcut eşitsizliklere ek olarak, 1999 yılında yaşanan depremler, 2000 ve 2001 yıllarındaki ekonomik krizler, ekonomik büyüme, işsizlik düzeyi ve gelir dağılımı üzerinde yıkıcı etkiler yaratmıştır. Bu da yoksulluğu ve nüfusun, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve HIV/AIDS dahil, infeksiyöz hastalıklar karşısında savunmasızlığını artırmıştır. Gelişen turizm kapasitesi ve iyileşen ulaşım olanakları, ekonomik durgunluğun giderilmesinin çareleri gibi gözükmelerine karşın, ülkeye yılda 10 milyondan fazla turistin gelmesi CYBH ve HIV/AIDS salgını riskini artırmaktadır.
2000 yılı itibariyle, nüfusun yüzde 85,9’ü sağlık riskleriyle ilgili olarak sigortalıdır. Sosyal güvenlik sistemlerinin kapsamında olmayanlar devletin sosyal yardım programlarından yararlanırlar.
Türkiye, büyük ölçüde heterojen sosyal ve kültürel yapısının yanısıra Avrupa ve Orta Doğu’daki en büyük ve kalabalık ülkelerden biridir. Erkek ve kadınların birbirleriyle olan ilişkilerinde geleneksel formlar cinsel tutum ve düşüncelere hakimdir. Kadın ve erkek arasındaki cinsel ilişki evlilikle sınırlandırılmıştır. Erkeklerin evlilik öncesi ve evlilik dışı ilişkilerinin zımnen hoşgörülmesine karşın toplumsal normlar, üreme sağlığına ilişkin sorunları bile olsa, kadınların cinsellik ve üreme sağlığı hakkında bilgi arayışlarını veya etraflı bilgi sahibi olmasını özellikle kırsal bölgelerde, uygun görmez. Etik anlayışlar hem kadınların hem de erkeklerin üreme sağlığına ilişkin bilgiye erişimini sınırlamaktadır. Sonuç olarak, sadece cinsel yolla bulaşan infeksiyonların önlenmesi için farkındalığın artırılmasında değil, aynı zamanda koruyucu ve tedavi edici üreme sağlığı hizmetlerine erişimde de önemli zorluklarla karşılaşılmaktadır.
Genel olarak halkın HIV/AIDS’den haberdar olmasına rağmen, bireylerin infeksiyona, bulaşma yollarına, korunma yöntemlerine ilişkin bilgileri yetersiz hatta yanlıştır. HIV/AIDS dahil, üreme sağlığı ve aile planlamasıyla ilgili bilgi ilköğretim (7nci sınıf) ve lise müfredatına dahil edilmiştir ancak içeriği çok sınırlıdır. Bununla beraber, akademik araştırmaların sonuçlarına göre HIV/AIDS dahil, cinsel yolla bulaşan hastalıklara dair farkındalık düzeyi, özellikle büyük kentlerde yaşayan lise ve üniversite öğrencileri arasında en yüksektir.
Tüm nüfus grupları için HIV/AIDS ile ilgili bilginin ana kaynağı televizyondur. Televizyon yayınlarının ülkenin her tarafından izlenebiliyor olmasına rağmen, kırsal alanlarda yaşayan gençlerin HIV/AIDS’in bulaşma yollarının yanısıra korunma yolları hakkında da yeterli bilgi edinebilmeleri ihtimali daha düşüktür. Gençlerin çoğu kondomun HIV/AIDS’den koruduğunu bilmelerine karşın, kondom gebeliği önleyici yöntemler arasında bile en az popüler olandır. HIV tehlikesinin özellikle okula gitmeyen ve çalışmayan gençler için son derece fazla olduğu izlenimi vardır. Bu grup, HIV/AIDS’e müdahaleyi hedefleyen koruyucu (her şeyden önce, bilgilendirici) faaliyetlerin kapsamına en az girendir ve kondom satın almak için mali olanakları ziyadesiyle sınırlıdır. Türkiye’de fuhuş ticareti yasalarla düzenlenmiştir. Kayıtlı seks işçilerinin çalışma koşulları ve sağlık durumları, İl Sağlık Müdürlüğü gibi ilgili kamu daireleri, yerel yönetimler ve güvenlik birimleri tarafından kontrol edilir ve izlenir. Son yıllarda kontrolsüz seks pazarı, özellikle ülkenin büyük kentlerinde çalışan illegal seks işçilerinin sayısındaki önemli artışla, cinsel yolla bulaşan infeksiyonların riskini artırmıştır. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların ve HIV/AIDS’in prevelans oranlarının yüksek olduğu Doğu Avrupa ülkelerinden gelen seks işçilerinin iç pazarın bir parçası olmaları, bu artışta en önemli rolü oynamıştır.
Sonuç olarak, akademik çalışmalar Türkiye’deki seks pazarında çalışan göçmen seks işçileri arasında oldukça yüksek düzeylerde CYBH ve HIV pozitivitesi olduğunu ve müşterileri arasında kondom kullanma düzeyinin düşük olduğunu göstermektedir. HIV/AIDS dahil, cinsel yolla bulaşan hastalıkların önlenmesi konusunda yapılacak halk eğitim programları vasıtasıyla halkın farkındalık düzeyinin yükseltilmesine acil gereksinim olduğu aşikârdır.
Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan sirkülerlerin dışında Türkiye’de HIV/AIDS’e dair özel bir yasa yoktur. HIV/AIDS ile ilgili hemen hemen tüm konular, infeksiyöz hastalıklarla ve cinsel yolla bulaşan spesifik hastalıklarla, esas olarak sifilizle ilgili mevzuat çerçevesinde dikkate alınmakta ve değerlendirilmektedir. Halen yürürlükte olan tarihi oldukça eskimiş mevzuat, ne bugünün gereksinimlerini tatmin edici bir şekilde yanıtlamaya ne de HIV/AIDS dahil, cinsel yolla bulaşan hastalıkların giderek artan riskinin etkin bir biçimde üstesinden gelmeye uygundur. Önleme, test, teşhis, tedavi ve bakımla ilgili ayrıntıların yanısıra cinsel yolla bulaşan bütün hastalıkları, özellikle HIV/AIDS’i içine alan, kapsamlı bir yasal çerçeveye ihtiyaç vardır. Mevzuattaki değişiklikler, hem AIDS ile yaşayan bireylere karşı ayırımcılığı ve damgalanmalarını önlenmeye yönelik unsurları hem de insan haklarına özel bir önem verilmesini ve etik hususları içermelidir.
1996’da tesis edilen Ulusal AIDS Komisyonu’nun temel hedefi, HIV/AIDS’e karşı ulusal müdahalenin çapını genişletmektedir. Komisyon’a Sağlık Bakanı başkanlık etmekte, bir ulusal Sivil Toplum Kuruluşu olan, Türkiye Aile Planlaması Derneği de sekreterya hizmetlerini yürütmektedir. Türkiye Aile Planlaması Derneği, Sağlık Bakanlığı’nın gözetiminde Ulusal AIDS Komisyonu’nun faaliyetlerini düzenler. Ulusal AIDS Komisyonu 1996 yılında kamu kurumlarından, akademilerden ve Sivil Toplum Kuruluşları’ndan 30 ulusal taydaşın katkılarıyla milli hedef ve stratejileri saptamış ve önlenme, teşhis-tedavi ve sosyal destek, bilgi yayma ve araştırma başlıklarından oluşan bir eylem planı hazırlamıştır.
Ulusal eylem planı, hem devletin yeterli taahhüt ve karalılığının olmaması hem de kaynak yokluğuna bağlı olarak uygulamaya konamamıştır. Bu konudaki açık ve asli sorumluluklarına rağmen Sağlık Bakanlığı, ulusal paydaşların HIV/AIDS’e karşı ulusal müdahalenin güçlendirilmesi doğrultusunda yönlendirilmesinde liderlik görevini yeterince yerine getirememiştir. Ulusal AIDS Komisyonu Mayıs 2002’ye kadar yaklaşık iki yıl boyunca, ulusal Sivil Toplum Kuruluşları ve BM HIV/AIDS Tema Grubu’nun teşvikiyle yeniden harekete geçirilinceye kadar, herhangi bir faaliyette bulunmamıştır. Son toplantıda Ulusal AIDS Komisyonu’nun işletimsel yapısı, etkin, zamanında ve esnek bir biçimde görevini yapmasını garanti etmek için yeniden gözden geçirilmiştir. Son günlerde bir grup uzman, HIV/AIDS konusunda Taahhüt Deklarasyonu’nun ilkeleri uyarınca, ulusal hedeflerin, stratejilerin ve ulusal eylem planının revizyonuyla ilgilenmektedirler.
HIV/AIDS’e karşı mücadelede en faal ve özverili ulusal paydaşlar Sivil Toplum Kuruluşları olmuştur. HIV/AIDS ile ilgili Sivil Toplum Kuruluşları’nın büyük bir çoğunluğu, tıp fakültelerinin klinik mikrobiyoloji veya infeksiyöz hastalıklar bölümlerinde çalışan akademisyenlerin önderliğinde faaliyet göstermektedir. Faaliyetlerinin boyutu sınırlıdır ancak çoğu, savunuculuk ve adölesanlar, öğrenciler, halk ve uzmanlık gerektiren spesifik gruplar için eğitim programları, materyallerin yayınlanması, vb. gibi bilgilendirme, eğitim ve iletişim faaliyetlerinde deneyimlidir. Öte yandan bazı en deneyimli Sivil Toplum Kuruluşları’nın görev alanı, HIV/AIDS ile ilgili faaliyetleri de zorunlu olarak içeren üreme sağlığı ve cinsel sağlıktır.
BM organlarının HIV/AIDS’e ulusal müdahaleye parça parça katkıları, 2001 yılında BM HIV/AIDS Tema Grubu’nun kurulmasıyla birleştirilmiştir. Türkiye’deki BM HIV/AIDS Tema Grubu, HIV’in yayılmasını önlemeye yönelik ulusal müdahaleyi güçlendirmeyi ve desteklemeyi, bireylerin ve toplulukların HIV/AIDS’e karşı savunmasızlığını azaltmayı ve kaynakları ortak bir fonda toplayarak ve kurucu organlarının faaliyetlerini koordine ederek, epideminin etkisini hafifletmeyi ve çeşitli ulusal kuruluşları desteklemeyi hedeflemektedir. Tam gün görev yapan bir BM HIV/AIDS danışmanı, hem Ulusal AIDS Komisyonu’nun üyeleri hem de epidemiyle ilgilenen spesifik kuruluşlar olarak, ulusal ortakları harekete geçirmek için uğraş vermektedir. Danışman ayrıca, bu amaçla hazırlanmış durum analizini gözönünde bulundurarak, HIV/AIDS’e karşı kurumsal çabaların artırılmasını destekler.
HIV/AIDS’e Karşı Mücadelede Avantajlar
Türkiye’nin HIV/AIDS Karşısında Dezavantajları
Stratejik Eylem için Tavsiyeler
EK 2
[1] Hacettepe Üniversitesi Hastanesi’nde kullanılan Kan Donör Formu örneğidir |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||